“Forbes”: Arnavutluk, tarih, doğa ve misafirperverlik sunan Balkanlar’ın gizli hazinesi

Bazı insanlar için Arnavutluk, hazinelerle dolu bir mücevher kutusu olarak hayal edilebilir; prestijli Forbes dergisinde Jeanine Barone böyle yazıyor.
“Ancak bu mücevher kutusu zaman içinde unutulmuştu. Bir kez keşfedilip açıldığında ise sayısız değerli taşı ortaya çıkarıyor. Bu benzetme, onlarca yıl boyunca komünist rejim altında izole edilmiş Balkan ülkesi Arnavutluk’a son derece uygun.
Kıyılarına ayak basan ziyaretçiler, çok farklı ilgi alanlarına kolayca hitap eden bir ülkeyle karşılaşacak. Sonuçta tarih, kültür ve doğa burada iç içe geçiyor.
Otantik geleneklere dayanan mutfak, yemek tutkunlarının ilgisini çekerken, tarih meraklıları UNESCO Dünya Mirası kapsamındaki çok sayıdaki alanın yanı sıra yüzyıllık mirasını koruyan köylerden de keyif alacak.
Her ne kadar pek çok insan Arnavutluk’un pitoresk manzaraları, ince kumlu plajları ve kristal berraklığındaki sularıyla kıyılarına çekilse de, ülkede deneyimlenecek çok daha fazlası var: görkemli zirveler, uçsuz bucaksız ormanlar, büyüleyici alp çayırları ve el değmemiş nehirler, dereler ve göller.
Arnavutluk’ta bulunan tüm bu ve diğer pek çok hazineye rağmen, seyahat sosyal medya platformları pratik sorularla dolup taşıyor: Nereye gitmeli, ne görmeli, ne kadar kalmalı, nerede konaklamalı ve ne yemeli? Potansiyel ziyaretçilerin çoğu hâlâ kararsız; çünkü bu Balkan ülkesine daha önce seyahat etmiş kişisel olarak tanıdıkları biri yok.
Exodus Adventure Travels, Arnavutluk’a odaklanan dört tur düzenliyor. Bu turlar ziyaretçilere Arnavutların misafirperverliğini ve ülkenin her alanına yayılan zengin mirasını keşfetme fırsatı sunuyor. Geziler farklı aktivite seviyelerine hitap ediyor: Rahat bir Mercedes minibüsle çoğunlukla bir köyden diğerine gitmeyi tercih edenlerden, kır çiçekleriyle dolu çayırların yanında bisiklet sürmek veya şelalelere götüren patikalarda yürümek isteyenlere kadar.
Tur yöneticilerine göre, Arnavutluk odaklı bu dört seyahatin her birinde ziyaretçileri bekleyenler şöyle:
Arnavutluk’un Öne Çıkanları
10 günlük “Highlights of Albania” turu, yalnızca asırlık anıtları değil, çok sayıda doğal hazineyi de kapsayan keşiflerle dolu.
Ziyaretçiler, 15. yüzyıldan kalma kale-fortuyla tanınan surlarla çevrili Elbasan kentini keşfedebilir; Korçë’deki Ulusal Ortaçağ Sanatı Müzesi’nde Bizans ve Ortaçağ sanatını tanıyabilir; pitoresk Vjosa Vadisi’ndeki Bënjë Kaplıcaları’nın doğal, sıcak kükürtlü havuzlarında dinlenebilir veya Krujë’nin Eski Çarşısı’nda geleneksel kıyafetlerden telkâri takılara kadar çeşitli ürünleri inceleyebilir.
“Highlights of Albania” turunun yöneticisi Artur Lumani’ye göre, bu geziye katılanlar özellikle Arnavutluk’un zengin tarihi ve kültürel mirasıyla ilgileniyor. Birçoğu aynı zamanda geleneksel mutfağı ve yerel mirası keşfetmeye de büyük ilgi duyuyor.
Örneğin beşinci gün ziyaretçiler, deniz seviyesinden yaklaşık 300 metre yüksekte bulunan dağlık Gjirokastër kentindeki tarihi Skenduli Evi’ni ziyaret ediyor.
Lumani’ye göre 300 yılı aşkın geçmişe sahip bu ev, kentte en iyi korunmuş yapılardan biri. Odaların çoğu özgün haliyle muhafaza edilmiş durumda ve 19. yüzyıl yerel mimarisini anlamak isteyenler için mutlaka görülmesi gereken bir yer.
Aynı gün ziyaretçiler Dhoksat’ı da görüyor. Gjirokastër’e yalnızca yaklaşık 19 kilometre uzaklıktaki bu küçük geleneksel köyde yaklaşık 50 kişi yaşıyor.
Lumani’nin aktardığına göre grup, köy sakinlerinden birinin evinde hazırlanan öğle yemeğinin tadını çıkarıyor. Salata, soğan ve koyun sütünden yapılan peynir de dahil olmak üzere her şey ev sahibinin kendi toprağından geliyor. Domates soslu lima fasulyesi, biber dolması, turşu pancar, yeni pişmiş ekmek ve peynirli-ıspanaklı börek gibi yemekler sunulabiliyor.
Butrint
Bu gezideki çok sayıdaki UNESCO Dünya Mirası alanından biri de Butrint Ulusal Arkeoloji Parkı.
Lumani’ye göre burası, yüzyıllar boyunca birikmiş kentsel yapı kalıntılarını koruduğu için Arnavutluk’un en önemli arkeolojik keşfi olarak kabul ediliyor. Yunan kolonisinden Orta Çağ’a kadar farklı dönemlerin izleri burada görülebiliyor.
Ziyaretçiler geniş alanı rehberleri eşliğinde keşfediyor ve Roma hamamları, Helenistik döneme ait orijinal sahnenin bir bölümü ve daha pek çok kalıntıyla karşılaşıyor.
Berat
Gezinin sekizinci günü ziyaretçileri Arnavutluk’un en büyük hazinelerinden biri olan Berat kentine götürüyor. Berat da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.
Osum Nehri tarafından ikiye ayrılan ve arka planda karla kaplı dağların yükseldiği bu pitoresk şehir, yamaçları kaplayan çok sayıdaki Osmanlı dönemi evinin pencereleri nedeniyle sıklıkla “Bin Pencereli Şehir” olarak anılıyor.
Lumani’ye göre Berat Kalesi özellikle ilginç; çünkü insanlar hâlâ kale surlarının içinde, atalarının yüzyıllar boyunca yaşadığı geleneksel evlerde yaşamaya devam ediyor.
Kaleye kısa bir araç yolculuğuyla veya yaklaşık 20 dakikalık yokuş yukarı yürüyüşle ulaşılabiliyor. Burada kiliseler, camiler ve seçkin ikonografik sanat eserlerine adanmış ünlü Onufri Müzesi bulunuyor.
Kuzey Arnavutluk ve Kosova’yı Keşfedin
Turun genel müdürü ve rehberi Dorien Malaj şöyle diyor:
“Highlights turunda Arnavutluk’un Akdeniz yüzünü deneyimliyorsunuz; kuzeyde ise ‘Discover North Albania and Kosovo’ turunda ülkenin dağlık ruhuyla karşılaşıyorsunuz.”
Malaj’a göre güney uzun süre Yunanistan ve Konstantinopolis’e dönük olmuştu; Yunan etkileri, Bizans kiliseleri ve Akdeniz yaşam tarzı bölgede belirgin.
Kuzey ise Roma’ya ve iç kesimlerde kendi dağlarına dönüktü.
Ziyaretçiler çok sayıda tarihi deneyim yaşıyor. Bunlardan biri, taş köprüden Prizren Kalesi’ne doğru yapılan yürüyüş. Malaj’a göre ziyaretçiler yalnızca bir öğleden sonra içinde Osmanlı, Ortodoks ve Arnavut tarihinin beş yüzyılını deneyimliyor.
Ardından Kosova’nın Drenica bölgesindeki Prekaz köyü ziyaret ediliyor ve bu ziyaret ziyaretçiler üzerinde güçlü bir etki bırakıyor.
Malaj’a göre Jashari Ailesi Anıtı, Kosova Savaşı’nın hikâyesini mümkün olan en kişisel biçimde anlatıyor. Savaşın sonuçları, kurşun ve mermi izleri taşıyan ev kalıntıları aracılığıyla somut biçimde hissediliyor.
Kuzey Mutfağı
Ziyaretçiler daha önce “Highlights” turuna katıldıysa, bu seyahatteki gastronomik farklılıkları da fark edeceklerdir.
Güneyde mutfak zeytinyağı, sebzeler ve deniz ürünlerine odaklanırken, kuzeyde dağ mutfağı öne çıkıyor: süt ürünleri, mısır ekmeği, turşular ve yavaş pişirilen yemekler.
Bunlardan biri flija. Yaklaşık 40 katmandan oluşan bir tür hamur işi olan flija, közlerin üzerine yerleştirilen metal bir saç altında üç ila dört saat boyunca pişiriliyor ve turşu ile yoğurtla servis ediliyor.
Bir diğer denenmesi gereken yiyecek ise Prizren’deki köfte/kebap. Yerel usulde ekmek ve çiğ soğanla yeniyor.
Malaj, “Ziyaretçiler özellikle Prizren’den etkileniyor” diyor.
“Burası Balkanlar’daki en atmosferik eski şehirlerden biri. Ziyaretçiler düzenli olarak neden ikinci bir gece kalmadığımızı soruyor.”
Arnavutluk’ta Yürüyüş
“Walking in Albania” turu, ziyaretçilere ailelerin hâlâ hayvanlarıyla birlikte yazlık otlaklara göç ettiği transhümans geleneğini deneyimleme fırsatı sunuyor. Bu gelenek yüzyıllardır devam ediyor.
Gezginler ayrıca bir geceyi çoban kulübesinde geçirme fırsatına da sahip.
Malaj’a göre Arnavutluk’ta yürüyüş yaparken “bir aracın asla fark etmenize izin vermeyeceği şeyleri görüyorsunuz: patika boyunca yetişen endemik çiçekler, farklı kuşların ötüşleri, Alpler üzerindeki ışığın değişimi ve aşağıdaki otlaklar”.
Günlük ortalama yürüyüş mesafesi yaklaşık 11 kilometre. En uzun gün ise dördüncü gün; bu gün mesafe 14 kilometrenin biraz üzerine çıkıyor.
Bu turun ziyaretçileri yemeklerden de oldukça memnun. Malaj’ın ifadesiyle, “Akşam yemeği, ailenin ne yetiştirdiyse odur.”
Her şey yerel kaynaklardan sağlanıyor; süt bile ailelerin kendi hayvanlarından geliyor. Ev sahipleri de ziyaretçilerle birlikte sofraya oturuyor.
Çerem’den Dobërdol’a
Malaj’a göre gezinin en unutulmaz günlerinden biri Çerem’den Dobërdol’a yapılan yürüyüş.
Dobërdol, yaklaşık 1.800 metre yükseklikte bulunan, birkaç çobanın kulübesinin yeşil bir alanın içine dağılmış olduğu yazlık bir çoban yerleşimi.
Burada dükkân yok. Yorgun bir şekilde vardığınızda biri size dağ çayı veya bira ikram ediyor; akşam yemeği ise odun sobası üzerinde hazırlanıyor.
Malaj’a göre deneyim bundan daha otantik olamaz.
İlginç olan, bu bölgenin Arnavutluk, Kosova ve Karadağ’ın üç sınırına yürüme mesafesinde bulunması.
Valbona ve Koman Gölü
Bu gezi, Malaj’ın “Arnavut Alpleri’nin kartpostalı” olarak nitelendirdiği Valbona Vadisi de dahil olmak üzere doğal güzelliklerle dolu.
Ardından Koman Gölü geliyor.
Malaj’ın söylediği gibi, “Balkanlar’da kimse bir fiyort bulmayı beklemiyor.” Bu bölgeye ulaşmanın tek yolu ise tekne.
Gastronomi açısından ziyaretçiler çoğu zaman Malaj’ın özellikle övdüğü Dollani Evi deneyiminden çok etkileniyor. Burada Gladiola, grubu geleneksel Arnavut usulü karşılıyor: ev yapımı bir kadeh rakı ve bir parça lokumla.
Malaj açıkça belirtiyor ki yürüyüş günleri uzun ve ciddi tırmanışlar içeriyor. Ayrıca daha düşük rakımlarda yaz sıcağı, günün ilk saatlerini zorlaştırabiliyor.
Turun diğer zorlukları arasında yüksek rakımlardaki konaklamaların temel koşulları, ortak odalar ve basit yıkanma imkânları bulunuyor. Dobërdol’da elektrik, jeneratör ve güneş panellerine bağlı.
Ancak ziyaretçiler bu turu, Arnavutluk’un sunduğu her şeye tamamen dalmak istedikleri için seçiyor. Malaj’ın dediği gibi, “Açık bir sabah, öğleden sonra yağmura ve bulutlara dönüşebilir.”
Çayırlarda, ormanlarda ve hatta temmuz ayında karda yürümek ise harika bir sürpriz.
Arnavutluk’ta Bisiklet
“Cycling in Albania” turunu seçen ziyaretçiler, neredeyse yolun her virajında özel bir şey keşfediyor.
Tur yöneticisi Junid Jegeni’ye göre Arnavutluk, Avrupa’nın bisiklet açısından henüz keşfedilmemiş son destinasyonlarından biri.
Bisikletçiler yalnızca dramatik dağ yollarından ve verimli vadilerden Adriyatik ve İyonya kıyılarına kadar olağanüstü çeşitlilikte manzaralar görmüyor; aynı zamanda birçok insan için ferahlatıcı ve kitle turizminden hâlâ büyük ölçüde uzak görünen otantik köy yaşamına da tanık oluyor.
Bu turda bisikletçilerin günlük ortalama yaklaşık 61 kilometre yol kat etmesi bekleniyor. En uzun mesafe ise ikinci gün; yaklaşık 72 kilometre.
Llogara Geçidi ve Riviera
Jegeni, Llogara Geçidi üzerinden Arnavutluk Rivierası’na bisikletle geçişi en ödüllendirici deneyimlerden biri olarak öne çıkarıyor.
Sürekli tırmanış zorlu ama yapılabilir. Ödül ise dağların İyonya Denizi’yle buluştuğu noktada ortaya çıkan muhteşem panoramik manzaralar.
Ziyaretçiler özellikle Llogara Milli Parkı’ndaki yoğun çam ormanları, sert dağlık manzaralar ve İyonya kıyılarının nefes kesici görüntüleri arasındaki kontrasttan etkileniyor.
Tüm bu bisiklet yolculuğu elbette iştah açıyor ve mutfak da hayal kırıklığına uğratmıyor.
Jegeni, “Ziyaretçiler börek ve tavë kosi gibi yöresel yemeklerin tadını çıkarıyor” diyor.
Börek, ince yufkalarla hazırlanan ve et, peynir veya sebzelerle doldurulan geleneksel bir yemek. Tavë kosi ise yoğurtla fırınlanmış kuzu eti.
Bunların yanı sıra İyonya kıyısındaki restoranlarda servis edilen taze deniz ürünleri de bulunuyor.
Bisikletçiler, manzaranın sürekli değiştiği unutulmaz günler yaşayacak.
Özellikle daha sakin kırsal yollarda yol koşullarının değişken olması da maceraya ayrı bir unsur katıyor.
Jegeni, “Turkuaz renkli kristal sular, tenha plajlar ve etkileyici kıyı kayalıkları, Akdeniz’in en ünlü destinasyonlarıyla yarışıyor; üstelik buralar hâlâ nispeten turist kalabalığından uzak” diye ekliyor.
Sessiz yollarda, taş köylerin içinden ve hafifçe uzanan tarım arazilerinin yanından pedal çevirmek, Arnavutluk’un kırsal yaşamına sakin bir bakış sunuyor. Jegeni’ye göre bu, Avrupa’da giderek daha nadir hale gelen bir deneyim.
Benzerleri
Son Haberler
En çok okunanlar
Arnavutluk’tan Yeni Vize Düzenlemesi: 5 Ülke İçin Vize Muafiyeti




